Saadet’de tek çare Kurtulmuş

5 08 2008

Vakithaber ve haber5 Saadet Partisin’de gerçekleşen gelişmeler hakkında bilgi vermişler. Haber5′in nisbeten tarafsız denebilecek bilgilendirmenin yanı sıra, vakithaber’in haberi neredeyse ajitasyon seviyesinde. Her ne kadar ajitasyon da olsa, bu şekilde bir haberin çıkması bile ilginç, çünkü partide bazı kesimlerin eteklerinin tutuştuğunu görüyoruz. Anladığım kadarı ile, bazıları ciddi ciddi endişelenmeye başlamışlar. Endişe sebepleri de bence, sadece ve sadece “Ben ne olacağım” sorusu. Çünkü bundan başka düşündükleri birşey yok. Böyle olmasa, bu parti zaten bugün bu halde, bu kadar perişan olmaz.

Sırf kendi gelecekleri uğruna, hareketteki ne kadar kafası çalışan, aklını kullanan adam varsa, safdışı bırakan, hareketten uzaklaştıran bu “bensiz olmaz”-zihniyetinin mensubları, aslında bugünkü durumdan çok memnun. Çünkü kendilerinin yetkinliklerini kanıtlamaları gerekmiyor, kendilerini hiç mi hiç geliştirmeleri gerekmiyor. Karşı çıkan olursa, onu halletmek kolay. Hasta ilan edersin, dış güçlerin güdümünde dersin, itibarını sarsıp, kendi koltuğunu güvenceye alırsın.

Bu şekilde durduramadıklarını, artık daha çok kendileri ürettikleri bir “Hoca”ya müdahale ettirirler. Bunun en güzel örneği vakithaber’deki haberde görebiliriz:

Yine Saadet Partisi’ne yakın kaynaklardan alınan bilgiye göre, Milli Görüş Lideri’nin Kurtulmuş’u kulis yapmak konusunda uyardığı ve görev istenmez verilir mantığının dışına çıkmaması gerektiğini söylediği ifade ediliyor. Milli Görüş Lideri’nin Kurtulmuş’u genel başkanlık için desteklemeyeceği de gelen bilgiler arasında. Çünkü Milli Görüş geleneğinde genel başkan istişareler neticesinde belirlenip, bunun sonucunu da genel merkez tarafından açıklandığı bilinmektedir.

Şimdi, ilk sorum bu “saadet partisi”ne yakın kaynaklar kim? Bu tür bir bilgi Saadet Partisi’nin içinden beslenmesi gerekmiyor mu? Bu durumda Kurtulmuş karşıtı kesimin Saadet Partisi dışından yönlendirildiğini söylemek yanlış olur mu?
İkinci ana sorum, görev istenmez veriler safsatasının kaynağı ne. Hadi diyelim belli bir seviyeye kadar bu görev verildi, peki görevleri dağıtan en üst makam kimden aldı bu görevi? Haşa Allah’tan aldığını mı iddia edeceğiz. Daha ilk görev dağıtacak olana görevin kimin tarafından belirleyemezken, diğer göreve getirilenlerin yerlerinde haklı olarak bulunduklarını iddia etmek ne kadar doğru?
Üçüncü sorum ise, Milli Görüş Lideri’nin Kurtulmuş’a karşı olduğunu neye dayandırıyorsunuz? Ben ne basından, ne de başka yoldan böyle bir ifadenin geldiğini duymadım. Böyle haberler bana daha çok Hucurat suresinin altıncı ayetindeki uyarıyı hatırlatıyorlar.
Dördüncü sorum ise, şu ana kadar gerçek manada ne zaman istişare’yi olması gerektiği gibi uyguladık parti içinde? Ne zaman bu hareketin gerçek kahramanlarına, gününü gecesine katan, tabandaki çalışmaları yürüten, hareketin mâlî yükünü yüklenenlere ne düşündüklerini sorduk? Bu olmadığı sürece istişare kelimesini kullanmak hareketinin tabanına hakaret etmekten başka birşey değildir.

Hem merak ettim, hangi ortama gitsem, herkes hocanın özel kalemiymiş gibi, kendisinden özel haberler getirmekte. Sanki herkes evde kendine bir hoca üretmiş, ve işine yarıyacak bilgileri bizzat ondan alıyor.

Vakithaber’de birde geleceğe yönelik ilginç bir kehanette bulunulmakta:

Birçok siyasi partinin Genel Başkanlığı medyanın bile gündeminde olmazken, Saadet Partisi’nin Genel Başkanlığı ile bu kadar ilgilenilmesi, akıllarda soru işareti bırakıyor. Parti’nin tekrar güçleneceğini ve iktidar mücadelesinde alternatif olacağını söyleyen, siyaset bilimciler, ‘Büyük güçler böyle bir partinin Genel Başkanı’nı önemser. Çünkü Erbakan ve ona bağlı bir Genel Başkan dış güçlerin işine gelmez ve Türkiye için uygulamak istedikleri oyunlara engel teşkil edebilir.’görüşünü savunuyor. Yapılan bütün çalışmalar neticesinde Saadet Partisi’nin tabanının aklının bulandırılmaya çalışıldığını da vurgulayan uzmanlar, parti içi dengelerini sağlam tutan Saadet Partisi zayıflatılmak istenmektedir vurgusunu yapıyor.

Son yıllardaki Saadet Yönetimine bakılırsa, Türkiye neredeyse 10 yıldır krizde. Buna rağmen kimsenin Saadet’i umursadığı yok. Peki şimdi ne değişdiki, birdenbire insanlar bu ekibe destek versin? Ben birşey göremiyorum.


İşlemler

Bilgi

Bir cevap

6 08 2008
Murat H.

Muhterem Arkadaşlar, bunun Siret-i Nebi’deki karşılığı Beni Sakife Meclis’idir. Dönem dönem, bütün İslami hareketler Beni Sakife imtihanı ile Rabbimizce sınanırlar. Şu durumda, Milli Görüş Camiası, liderin işaret ettiği bir isim olmadığını bilmeli ve Resulullah’ın da hayatında bir ismi Hilafet makamına net bir işarette bulunmadığını unutmamalı ve Erbakan Hoca’nın da bu kadar keskin bir işaret de bulunmayacağı gözardı edilmemelidir. Bununla birlikte, insanlar Ensar’dan bir zatı işaret ederlerken, hilafetini ilan etmesini isterlerken Ebubekir’in halife olarak seçilmesi de mümkündür. Ümmet’in ismi konuşulan bir ismin dışında halim selim, mülayim görülen bir devlet Başkan’ı tarafından İran sınırları zorladığı da unutulmamalıdır. Hasılı istişarenin neticesinde hayır aranmalıdır. Sa’d İbn’u Ubade’nin hilafet makamına seçilmediği ve sonrasında Şam’a hicret etmişti. Ancak Şam girişinde bir rivayete göre hummadan diğer bir rivayete göre ise zehirlenmek suretiyle suikast neticesinde hayatını kaybetmişti. Ebu Ubeyde de hilafet makamına aday gösterilmiş, ancak Hz.Ebubekir seçildikten sonra da itaat etmesini bilmişti. Şu durumda, İslam’ın aziz müdafiileri olan Resul’ün ashabı bile Başkan seçiminde ihtilafa düşmüş ancak, imtihanı başarıyla vermesini de bilmiştir. Biz de kim aday olursa olsun, Beni Sakife hadisesine benzeyen imtihanımızı verebilmek için istişarenin neticesini beklemeli, fitneden uzak durmalıyız. Zira fitne, adam öldürmekten de beterdir.

Yorum yapın